OT Dergisi

Lord Stratford'un Türkiye hatıraları

Birkaç yıldır konusunu tarihten alan bir roman yazmaya çalışıyorum. Bu da beni yoğun bir okuma sürecine soktu. Stanley Lane Poole tarafından yazılmış olan ve günümüzde baskısı bulunmayan Lord Stratford Canning’in Türkiye Hatıraları’na bu süreçte denk geldim. Stratford Canning 1808’den 1858’e kadar (kesintilerle de olsa) İstanbul’da önce elçilik görevlisi, daha sonra Büyükelçi olarak bulunmuş çok önemli bir isim. İmparatorluğun bu en uzun, en sancılı yüzyılında kritik olayların tam ortasında yer almış: Bükreş Anlaşması, Yeniçeri Ocağı’nın kaldırılması, Mısır Sorunu, Tanzimat’ın İlanı, Kırım Savaşı, Islahat Fermânı… Anıları ve mektupları Türkiye tarihi için tartışılmaz değerde. Bu anıları okurken Batı siyasetinin Osmanlı’nın iç işlerini nasıl yönlendirdiğini bütün ayrıntılarıyla görüyoruz. Çünkü Büyükelçi sadece “siyasi” konuların içinde olmakla yetinmemiş; Osmanlı toplumunun yeniden tasarlandığı modernleşme sürecinin her aşamasında paydaş olarak bulunmaya çalışmış. Örneğin, din değiştiren Müslüman kökenli Osmanlı vatandaşlarına uygulanan idam cezasının kaldırılması için büyük çaba göstermiş. Ege’de bulunan antik kalıntıların İngiltere’ye taşınmasını bizzat organize etmiş. Tanzimat’ın ilanında Mustafa Reşit Paşa’nın danışmanlığını üstlenmiş. Kırım Savaşı’nın baş aktörlerinden olmuş. İnançlı bir Hıristiyan, güçlü bir devlet adamı olarak belki sadece Osmanlı’nın değil, bütün Avrupa’nın geleceğinin kurulmasında etkili olmuş.

Canning elbette İngiltere’nin çıkarları için çalışmış bir isim. Niyeti, parçalanan Osmanlı topraklarının zenginliklerinden İngiltere’nin pay alması, hatta mümkünse en büyük payı alması, Hıristiyan azınlıkların haklarının genişletilmesi ve yeri geldiğinde Osmanlı askeri gücünün Rusya ya da Fransa karşısında bir tampon olarak kullanılması. Doğrusu bunların pek çoğunda da başarılı olmuş. Ancak dolaylı yoldan da olsa ülkemizde çağdaş bir diplomasi anlayışının kurulması, anayasal düzen için ilk adımların atılması ve eğitim sisteminin çağdaşlaşması yönünde etkileri olmuş. Kullanacağım tabir maruz görülmezse, bazı şeyleri “kafamıza vura vura” kavramamızı sağlamış. Tarih, sosyoloji, siyaset bilimi ve uluslararası ilişkiler bölümlerinde öğrencilere okutulması gereken bu kitabın bugün yeni baskısı yok.

Sahaftan edindiğim kitap 1959 yılında Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları’nca Türk Tarih Kurumu Basımevi’nde basılmış. Kitap eprimiş ama metin tertemiz, editörlük kusursuz, sayfa düzeni – o günün imkanlarına göre düşünürsek – bugünün birçok yayıncısına taş çıkarır. İnternetten araştırdığımda 1988 tarihinde yeniden basıldığını ama orada kaldığını görüyorum. Özenle hazırlanmış bu kitabın çevirmeni kim dersiniz? 1999 yılında kaybettiğimiz Can Yücel! Yücel, o tarihe kadar “Hatırat” diyebileceğimiz birkaç kitap daha çevirmiş, Eleanor Roosevelt ve Anna Frank örneğin, Yücel’in o yıllarda Türkçeye kazandırdığı hatırat çevirileri arasında sayılabilir. Ancak Can Yücel’in Stratford Canning’in anılarını kimin önerisiyle çevirdiğini anlamak için birkaç sayfa karıştırmak yetiyor: Kitabın Giriş’ini yazan kişi bir öğretmen, eski Milli Eğitim Bakanı, Köy Enstitüleri kurucusu, büyük eğitimci ve kültür adamı ve kardeşimiz Hasan Âli Yücel!

Hasan Âli Yücel, kitaba yazdığı giriş iki bakımdan çok değerli: Öncelikle, Osmanlı Devleti’nin 19. Yüzyıldaki durumu ve dış siyasetimizin kuruluşuyla ilgili benzersiz bir döküm sunuyor. Yücel, 1959’da bu girişi yazarken dikkatli bir çalışma ortaya koymuş. Kaynakları açıp yeniden okumuş, karşılaştırmış ve Canning’in anılarındaki anahtar noktaları vurgulamış. Bugünün popüler siyasetçilerinin belki de gönül indirmeyeceği bir mesai bu; ancak Yücel meseleye her şeyden önce bir eğitimci kimliğiyle yaklaşmış. İkinci noktaysa şu: Yücel, bu kitaba yazdığı girişte hiçbir yerde – en azından o zamana kadar – geçmemiş bir belge sunuyor. 1858’de dönemin Hariciye Nâzırı Ali Paşa tarafından Fransızca olarak kaleme alınmış ve Londra Elçimiz Musurus Paşa’ya gönderilmiş bir mektup bu. Stratford Canning’in İstanbul’dan ayrılırken Âli Paşa ile yaşadığı bir tartışmanın kusursuz bir nezaketle dille ifade edildiği bu mektubun kendisi bir diploması dersi niteliği taşıyor. Beni en çok şaşırtan ise Hasan Âli Yücel’in Âli Paşa’nın mektubuna ulaşma hikâyesi oldu. Doğrudan aktaralım:

1945 Kasımında UNESCO Bakanlar Konferansı için Londra’ya gittiğim zaman, işten boş kaldığım saatlerde Elçilik binasının üst katındaki arşivi incelemeye çalıştım. Merhum Fethi Okyar’ın vazife devrinde düzene konmuş ve tekrar eski düzensiz halini almış olan arşivdeki bazı mühim belgeler arasında Canning’in istifasından ve Payitahttan ayrılmasından sonra vedâ için İstanbul’a tekrar gelişi hakkında Âli Paşa’nın Londra Elçimiz Musurus Paşa’ya yazdığı Fransızca mektup elime geçti.

Belki benim abarttığımı düşüneceksiniz ama bir Bakan’ın, yurtdışı gezisi sırasında böyle bir çalışma yapmış olmasına hayranlık duydum. Günümüzde – partilerden, siyasi görüşlerden bağımsız düşünüyorum – böyle bir sorumluluk duygusu, böyle bir heyecan duyan biri var mıdır? Bir Bakan’ın konferanslar arasında ne kadar zamanı olabilir? Çok açık söylemek gerekirse Hasan Âli Yücel tevazu göstererek “işten boş kaldığım saatler” dediği o zamanı muhtemelen uykusundan çalmıştı. Bana göre yukarıdaki kısa hikâye bile devlet adamlığı üstüne büyük bir derstir. Hasan Âli Yücel gibi bir devlet adamından “Kardeşim” diye söz edebildiğim için bir kez daha gurur duydum. Hiçbir şey ölmez, her şey yaşar.