Kategori: Edebiyat Eleştirileri

BAYAĞILIK

Sadece tek bir ilkeden, bütün edebiyatın, hatta bütün sanatın bağlı kalması gereken heyecansız ama kaçınılmaz tek bir doğrudan söz etmek istiyorum: “Bayağı olmayın.” Edebiyat her şey olabilir ama bayağı olamaz. Sıradan olunabilir, örneğin yazdığınız öykü benzerleri arasında orta sınıf bir iş olarak kabul edilebilir ama bayağı olmak sanatçıyı sanatın dışına iter. Bir öykünün ya da […]

Okumaya devam edin →

Yazmak eylem midir?

Yazmak eylem midir? Bu soruyu yanıtlaması sanıldığı kadar kolay değil; çünkü, evet, yazı yoluyla eyleme dönüşmüş pek çok örnek sayılabilir. Ancak günümüzde eylem denince çoğunlukla güncel olan karşısında çabucak politik bir tutum oluşturmak anlaşılıyor. Bu tür çabukluk, her yazı türü için olmasa bile, edebiyat için pek olanaklı değildir. Edebiyat, bir tepki aracı olmamıştır; belki – […]

Okumaya devam edin →

GÜNDELİK OYUNLARIN HIZLI GEÇMİŞİ

İnternet’in yaşamımıza girmesine kadar bilgisayar oyunları konvansiyonel pazarlardan dağıtılan paket programlar olarak ya da oyun salonları yoluyla çoğunlukla yaşça genç ve kentli bir kitleyi ilgilendiriyordu. Günümüzde 80 ya da daha öncesinde doğmuş, bugün 30’lu 40’lı yaşlarındaki pek çok yetişkin ilk kuşak PC’leri, Commodore 64’ü, Amiga 500’ü ve belki Atari 800XL, Amstrad CPC 464, Spectrum 48K […]

Okumaya devam edin →

KISIR EDEBİYATIN ELEŞTİRİSİ

Bir arkadaşım Türkçe edebiyat yapıtlarını okumamak için şöyle bir gerekçe bulmuştu: “Okunacak temel yapıtlarla ilgili öncelikli bir liste çıkarsam, herhalde Türkçe olanlara ömrüm boyunca sıra gelmez.” Bu katı yaklaşımın sınırlı bir akılcılıkla belli tarihsel kavramları – örneğin “ulus” kavramını – hiçe saymaktan doğduğu söylenebilir.

Okumaya devam edin →

ÖYKÜNÜN GÜDÜK AĞACI

90’lı ve 2000’li yılların öykü dergilerinde dikkate almaya değer bir nokta var: Birçok derginin hemen her sayısında, “öykü” ya da “yazmak” üstüne en az birkaç öykü yer almış. Kimi zaman, yazarın yazma anının somutlaştığı bir imgeyle başlanmış; örneğin, bilgisayar ya da daktilosunun karşısında, yazdığı ilk cümleyi izleyen bir yazar… Kimi zaman öykünün ya da anlatmanın […]

Okumaya devam edin →

BİR BABADAN GERİYE NE KALIR?

“Geniş geniş dalgalar…” dedi ağır ağır. “Uzaklardan gelip çarpıyor ve parçalanıyorlar, birbiri arkasına. Sonsuz, amaçsız, bomboş ve yolunu şaşırmış dalgalar!” Buddenbrook Ailesi T.Mann Yaşadığı süre boyunca babamla hiç konuşmadım.  Önemsiz durum bildirimlerini saymıyorum elbette; sözgelimi aradığı bir eşyanın yerini sormuş olabilir, ya da anneme iletmem için bir iki kelime bir şeyler söylemiştir mutlaka. Ancak, belli […]

Okumaya devam edin →

BENLİĞİMİZİN ÖLÇÜSÜ SANAT

1. Cenaze namazları güzeldir. Birbirini tanıyan ya da tanımayan bazı adamlar soğuk bir tabutun önünde sımsıkı saflar halinde dizilir. İnsanlar en sık sonbahar ya da kış aylarında öldüğü için her halde, ceket ya da paltolardan nemli bir koku yükselir… Başkalarının bedeninden geçen sıcaklık giyilmiş bir fanila ya da çorap gibidir.  Birbirine değen tozlu ayakuçları, arka […]

Okumaya devam edin →

BAŞKALARINDAN ÖĞRENDİĞİMİZ ACI

Birkaç hafta önce, Hece’nin “Acı” başlıklı dosyası için benden de katkı istendiği sırada, en son 2004 Ağustos’unda askere gidişimde beni uğurlamaya geldiğinde görüştüğüm bir arkadaşımla ilgili oldukça şaşırtıcı bir olayı nasıl öyküleştirebileceğimi düşünüyordum. Adına Sinan diyeceğim bu arkadaşımla üniversitenin ilk yıllarında –yani yaklaşık 11-12 yıl önce- tanışmıştık; galiba 1997-2000 aralığına denk gelen bir dönem boyunca […]

Okumaya devam edin →

ANLATIMIN İKİ YÜZ

Aşağıdaki parçayı bir okuyalım: Eloğlu’ndan gelen küçük tren buraya bir yığın kalabalık bırakmıştı. Renkli mintanlı, beyaz bez donlu veya şalvarlı bir yığın köylü kimi saçak altlarına sığınmış, ellerinde birer tutam yufka, karşı taraftan gelecek treni bekleyerek karınlarını doyuruyorlardı. İçli bulgur köftesi, haşlanmış yumurta, gözleme ile kaygana arasında arasında siyah undan yapılmış tatlı satan, “Su!” diye […]

Okumaya devam edin →

KENT VE KURMACA

Modern edebiyatın bütün veriminin özünde kent gerçeği üstüne kurulduğunu söyleyebilir miyiz? Böyle bir önermeyi destekleyecek güçlü örnekler bulmanın zor olmadığı aşikar. Neredeyse kanonu oluşturan tüm yazarlar, kent yaşamının yarattığı toplum ilişkilerinin enerjisini yapıtlarına aktarmıştır. Taşra sıkıntısı/özlemi ya da modernlik karşıtlığı bile kent ikliminin ayrık otlarıdır. Özellikle roman ya da romana yakın kurmaca türlerinde mekanın ortak […]

Okumaya devam edin →