Başkalarının Buradaları (Öykü)

Cemaat evinde “ağabeyler”i tarafından iki yakası bir araya getirilen lise öğrencisi, kendisine adres soran ihtiyarı bilerek yanıltıp kayboluşunu izlemek üzere takip eden bir genç, kıyamet koptuktan sonra komşusunun gecekondusunda Ferdi Tayfur kasetleri arayan bir adam, rastladığı öğrencilere katılıp felekten bir gün çalan mobilya işçisi…

Yazılan Gerçek Yaşanan Gerçek

Yoksulluk, çocukluk, aile, gençlik gibi temaların yanı sıra başörtüsü yasağı, din-sermaye ilişkileri, cemaatler, gecekondulaşma, Müslüman kadının kimlik arayışı gibi 90’lı ve 2000’li yılların güncel meseleleri ses buluyor bu öykülerde. İşlenen konuların siyasi keskinliği kurmaca oyunları ve kayıtsız bir alaycılıkla törpüleniyor. İnsan ilişkilerinin kırılgan gerçeğine tutulan ayna bükülüyor, görüntü bulanıyor, kaygılar ve kahkahalar iç içe geçiyor.

Başkalarının Buradaları, Selçuk Orhan’ın Kansızlık (2000) ve Taş Kayık (2003) adlı kitaplarındaki öyküleri bir araya getiriyor.

Kansızlık Üstüne

“Kansızlık, 2000 yılının Kasım ayında çıkmış. Yazar olarak kendi eğilimlerimi keşfettiğim bir kitap oldu; haliyle kimi öykülerde o alıştırma izleri, pürüzler ve eksikler görülebilir. Özellikle anlatım biçimi açısından beceriler kazanmaya çabaladığım öyküler bunlar… Televizyon Uykusu yazıldığı sırada Latife Tekin okuyordum sürekli; yüzeysel bir bakışla belli olmasa da o öyküde Tekin’in anlatımından öğrendiklerim ortaya çıkarılabilir. Buzdolabı, Faulkner’ın bakış açısını kendi yazma anlayışıma, kendi dünyama ve aslında kendi tarihime uygulamaya çalıştığım bir öyküydü.” Tamamını okumak için: Başkalarının Buradaları’na Gecikmiş Önsöz.

Taş Kayık: İslamcılık, Cemaat ve Bir Kenar Mahalle Olarak İstanbul

“Taş Kayık, sadece İslamcılıkla ilgili değildir; 90’ların sonunda yirmili yaşlarının başında olan kuşakla ilgili başka gözlemleri de öyküleştirmiştir. Örneğin bu öykülerde – kitabın ikinci bölümünde olanları da katarsak – İstanbul dev bir kenar mahalle olarak görünür. 90’lar boyunca yazılan pek çok öyküde İstanbul Beyoğlu’ndan, kenar mahalleler de Tarlabaşı’ndan ibaretti. Televizyon dizileri ya da habercilik için bile durum böyleydi. Dolayısıyla Sultanbeyli’den başlayan bir siyasi hareket sonunda İstanbul’u ele geçirince ana akım medya şoka uğramıştı. Küçük Rüzgârlarla Gelen ve Ağır Misafir gibi öykülerde şehrin pek de masalsı olmayan ve ideal bir film setine dekor oluşturmayacak bu görüntüsü vardır.”Tamamını okumak için: Başkalarının Buradaları’na Gecikmiş Önsöz.

Sarı bir çekyat odanın neredeyse üçte ikisini kapladığı için bir çalışma masası koyacak alan yoktu. Duvarda bir takvim, Sızıntı’dan kesilmiş, avuçları yağmur damlalarıyla çiğlenmiş bir bebek resmi, bir de en küçüğünden boş bir mantar pano asılıydı. El büyüklüğünde siyah bir cep radyosu ya da kayıt cihazı göze çarpıyordu, belki de sırf o evde konuşulanlar çoğunlukla üniversite odaklı olduğu için Ömer kayıt cihazını İletişim Fakültesi’nde okuyan bir başka ağabeyin varlığına yordu. Yanından ayırmadığı Reebook çantası bacaklarının arasındaydı yine. Kapı aralığından ıslak dirseklerini gördüğü Kamil Ağabey başını içeri uzatıp: “Ömer, İzzet Ağabey gelip seninle konuşacakmış. Bir on dakika bekle,” dedi.