Soykütüğü

Yüzyıllık Yalnızlık yedi kuşağı kapsayan, “José Arcadio” adının defalarca tekrarlandığı bir soyağacıyla başlar. Kolombiya’nın taşrasında hayali Macondo kasabasını kuran Buendía ailesinin bir asırlık büyülü macerasını anlatır G. G. Marquez. Büyükbaba Buendia meraklı bir mucit ve simya meraklısıdır; altın balığı elde etmek için çabalar durur. Büyükanne Ursula, yaşlandıkça küçülecek küçülecek ve en sonunda torunlarının torunlarının kucağında bir oyuncağa dönüşecektir. Kötü kehanetler taşıyan hayaletler, yıllarca ara vermeden yağan yağmur, kuyruklu doğan bir bebek, kasabaya uçan halı getiren çingeneler, yerden yükselen bir rahip…

G. G. Marquez

Bütün bu hikâyeler, Latin Amerika’nın derin bir yoksulluk, kanlı ayaklanmalar, grevler, iliğine kadar sömürülen insanlar, acımasız diktatörlüklerle yaşanmış katı gerçeğinin içinden süzülüp gelir.

Marquez, bir ailenin tarihini yazan ne ilk ne de son romancıydı. Thomas Mann, Buddenbrooks ile Alman burjuvasının hikâyesini, Orhan Pamuk da Cevdet Bey ve Oğulları ile Türkiye’nin güngörmüş vatandaşlarının geçmişini yazdı. Merak edenler için bu romanların sonu hep aynı: Herkes sırasıyla ölüyor.

Orhan Pamuk

Geçtiğimiz ay, e-devlet sitesi, soyağacı hizmetinden yararlanmak isteyen vatandaşların aşırı yüklenmesi nedeniyle çöktü. Kısa süre sonra yeniden açıldı… İnsanlar “annesinin annesinin babasının annesi” gibi tekrarlarla dolu soy sop listelerini sosyal medyada paylaştı. Atalarımız bir çeşit eğlence oldu bizim için… Tıpkı şu Ursula’nın çocukların elinde oyuncak olması gibi.

Hemen herkes aynı şeyi gördü; tek bir şehrin taşrasında ya da kısıtlı bir bölgeye yerleşip kalmıştı bu atalar. Göçüp gelenlerin aileleri bile yerleştikleri kasabanın dışına pek çıkmamış. Dedenin ninelerin isimler tekrar edip durmuş.  Bizde kayıtlar, belki mezarlıkları şehirlerimizin göbeğine kurduğumuz için, pek iyi değil. Ölülerimiz “şuracıkta” gömülü ne de olsa. Atalarımızın hepsi 1 Temmuz’da doğmuş, soyisimler yok, lakaplar anlamsız… Meslekleri bilmek imkânsız.

Tarihi fethetmek istiyoruz. Yaşanan zamana karşı duyduğumuz ihtirası geçip gitmiş şeylere yöneltince gülünç duruma düştüğümüzün farkına bile varmıyoruz. Ceddimizin büyüklüğüyle göğsümüz kabarıyor, işte Viyana kapılarına kadar dayanmışız değil mi? Halbuki nüfus kayıtlarına bakınca atalarımız Falancahisar’ın bir köyünden dışarı adım atmamışlar. Göçmen kuşlar gibi değil, toprağını bulunca ayrılmayan ağaçlar gibi yaşıyoruz.

Tarihin elinde hepimiz bozuk para gibiyiz. Bir ömürlük bedelimiz var. Bizi nereye harcayacağını kestiremiyoruz. Bir dalgada süpürülüp gidiyoruz. Bir göç, bir sürgün, bir savaş isimleri değiştiriyor. Soy “ağacı” diyoruz, ama aslında bir sarmaşık gibi dalga dalga yayılıyoruz zamana. Öyle değilmiş gibi yapsak bile yapraklar kadar benziyoruz birbirimize.

İnsanlar soyağaçlarına bakınca tarihin bulanık suyundan kurtarılmış bir kılçıktan başka ne görebilir? İşte şu dede Trablusgarp’ta esir düşmüştü, şu babaanne 1915’te adı değişenlerden, şu büyükamca hafızdı, şu büyükteyze sıska bir çingene kızıydı. Kimileri ataların ruhunun bizi izlediğini düşünür, kimileri – daha maddeci olanlar diyelim – genetik mirasımıza işlenen bir tarih olduğuna kendini ikna eder. Halbuki onlar da zaafları ve talihleriyle hayata şöyle böyle tutunabilmiş insanlar değil miydi? Bizi izleseler, gülümser geçerler herhalde. Genetik miras olarak da en fazla kalp-damar hastalıklarına bir yatkınlık, kalın kaşlar ya da çomak parmaklar gibi şeyler bırakmışlardır.

Yine de geçmişin bir mucize olduğunu düşünmekten kendimizi alamayız. Öyledir. Bunca insan zamanın boşluğuna ne diye sıralanmıştır? Cevabı aslında çok basit: Senin için! Seninle hayata geçmeyi bekleyen bir ihtimal daha vardır. Büyütülecek bir şey değil bu ihtimal. Bir şarkı daha söyleme ihtimalin, şu sarı çiçeği bir kez görme ihtimalin, bir şiir dizesi kurabilme, bir aşk sözcüğü fısıldama ihtimalin… Hayat, kişilere bağlanmadan sürer. Ama o birkaç saniyelik parlama anlarını hep kişilerde gerçekleştirir. Senin gözünle görür, senin dilinle söyler.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir