Liszt ya da Chopin’in Aynası

Liszt / Chopin
Liszt, Chopin için yazdığı küçük kitapta, Chopin’in kompozisyonlarıyla ilgili olarak İngilizce çevirisiyle şöyle bir ifade kullanmış: “In his compositions, boldness is always justified; richness, even exuberance, never interferes with clearness; singularity never degenerates into uncouth fantasticalness; the sculpturing is never disorderly; the luxury of ornament never overloads the chaste eloquence of the principal lines.” Kabaca çevirmeye çalışırsam: “Kompozisyonlarında ölçülü bir cesaret vardır. Çeşitlilik bakımından zengindir, hatta coşkuludur, ama bu özelliklerin berraklığa müdahele etmesine izin vermez. Herkesten farklı ve tektir ama (nevi şahsına münhasırdır 🙂 bokunu çıkarıp fantaziye kaçmaz. Muntazam çalışan bir heykeltraş gibidir. Kompozisyonlarını pahalı mücevherlerle süsler ama bunu yaparken söyleyişinde ilkesel doğrulara bağlı kalır.” Çevirirken biraz fazla yorumlamış olabilirim; ama özellikle Liszt’in son cümlesinde, “chaste eloquence” için pekala “iffetli belagat” diyebilirdim. Oldukça ağır kaçardı.

Sanatçıların elinden çıkan bunun gibi eleştiri yazılarına karşı uyanık olmak gerektiğini düşünürüm. Liszt, çağdaşı olan Chopin’in bir bakıma hayranıydı. Resitallerinin hemen hepsinde en az bir Chopin bestesi yer alırdı. Genç yaşta yitirdiği meslektaşının sanatına karşı cömert bir beğeniye sahip olduğunu zaten onun adını taşıyan bir kitap yazmasından anlıyoruz. Ancak bütün bunlar Liszt’in müzik anlayışında, yani sanata bakışında, Chopin’i her şeyiyle onayladığını göstermez. Alıntıladığım cümlelerde bir hayranlık bildirisinden öte bir şey var. Liszt, kendi yapıtlarının çoğunda Chopin için övgü olarak sıraladıklarının tam tersini yapmıştır. Piyano virtüözü olduğu için transkripsiyonları dahil birçok eserinde sınırları zorlamıştır. Süreksizlikler, kopuşlar ve ezginin bütünlüğüne bağlı kalmadığı pasajlar çokçadır. Zaman zaman kendini sadece enstrümanla ellerinin ilişkisine bırakmış gibidir. Nereye varmaya çalışıyorum? Belki de şu garip bir yorum olmaz: Liszt, Chopin’i kompozisyonlarında korkak buluyordu. Berrak kalmak kaygısıyla çeşitliliği / çokluğu feda ettiğini düşünüyordu. Chopin bir elitistti; tek ve rafine bir zevki yansıtmak istiyor, yapıtının ayağa düşmesi ihtimalinden deli gibi korkuyordu- bu nedenle fantaziye kaçmayı denemesi söz konusu bile olamazdı. Elitistlerin beğenisine bağlı kalmaya çabalıyordu; bu nedenle, en büyük gücünden, tek ve eşsiz olma becerisinden bile ödün verebiliyordu.