Kız Tavlama Açısından Çağdaş Roman Eleştirisi

Yazmaya başladığım ilk günden beri edebiyatın ne işe yaradığı sorusuyla karşı karşıya kalıyorum; özellikle roman okumanın yararsızlığı üstüne çok şey işittim. Bu gibi adamlara ya da kadınlara karşı savunmaya geçmenin aslında mankafalık olduğunu yeni yeni anlıyorum. Afili Filintalar’ı izleyenlerin zaten roman okurları olduklarını varsaydığım için – en azından erkek olanların – işlerine yarayabilecek bir ipucunu paylaşmaya karar verdim. Beyler! Roman okuyarak kadınları baştan çıkarmayı öğrenebilirsiniz, zaten roman, özellikle 19. Yüzyıl gerçekçi romanı öyle söylendiği gibi toplumsal meseleleri işler gibi görünse de, özünde erkekler için kadın, kadınlar için erkek rehberi olarak okunmalıdır. Nasıl mı?

Bu işin piri, Stendhal’dır; Kırmızı ve Siyah’ı özellikle genç erkeklere öneriyorum. Yalnız hülyaya kapılıp romanı yanınızda taşımayın; otobüste ya da kamuya açık yerlerde okumayın. Odanızda, sessizlik içinde, satırların altını çizerek, notlar alarak bir ders gibi çalışın. Karşılığını mutlaka alacaksınız. Julien Sorel’in nerede yanlış yaptığını, kelleyi neden kaybettiğini de iyi düşünün.

Flaubert’in Türkçe’ye “Gönül Eğitimi” olarak Cemal Süreya tarafından çevrilen romanını da edinin. (Yalnız dikkat: Cemal Süreya çevirisini bulmalısınız, yoksa havanda su döversiniz.) Bu romanda platonik aşkın zararları ve bir yaşamı nasıl çürütebildiğine ilişkin ibret verici bir öykü var; “ne yapılmaması” gerektiğini ince ince yazmış Flaubert… Madam Bovary’den de şöyle böyle bir malzeme çıkarabilirsiniz; ama göründüğünün aksine bu romanın – siz erkeklere çok da yaramayacak – iki temel mesajı vardır: (1) Kadınlar kendilerine üzülmeyi çok sever. (2) Erkekleri aldatmak kaçınılmazdır.

Bu romanlara rehberlik etmesi için Rene Girard’ın “Romantik Yalan ve Romansal Hakikat” başlıklı incelemesini de edinin. “Oha! İnceleme mi okuyacağız?” demeyin. Girard kabaca da olsa olayı çözmüş; ilişkilerin çarklarının nasıl döndüğünü biliyor – ki zaten prensip fiziktekiyle aynıdır: Her çark berisindekini ters yönde ve kendi büyüklüğüyle orantılı bir hızda çevirir.

Oğuz Atay’dan çıkacak sonuç şudur: Kadınlar bir mühendisi bile sanatçıya dönüştürebilir. Ama aynı anda kanser etmeleri de büyük bir olasılıktır. Yani, çok geçerli bir gerekçeniz yoksa… Sevişirken bile bunalıma girebilir Oğuz Atay’ın karakterleri. Uzak durun!

Sakın ola, Huzur’daki Nuran gibi bir kadın aramayın! Öyle bir kadın yoktur, olmasın da zaten… Malesef Mümtaz gibi adamlar çoktur ve daha boktan olanı her erkeğin içinde bir Mümtaz gizlidir. Uyuyan canavarı uyandırmayın; Ferahfeza Ayini dinleterek etkileyebileceğiniz bir kadın var mı? Bulursanız iki kere düşünün. Bir de şu var: Tanpınar’ın tarzında bir yaşam da hayal ediyor olabilirsiniz. Yahya Kemal gibi bir arkadaşla yaz tatiline Erzurum’a gittiğinizi hayal edin. Hayal edin… Gözünüzün önüne geldi mi? Hala istiyor musunuz? Tamam.

Halit Ziya ve Mehmet Rauf’un romanları size üniversite giriş sınavları dışında da yardımcı olabilir: Halit Ziya, kadınların zaaflarını kullanmada rehberiniz olabilir, ki verdiği en önemli ipucu şudur: Kadınların (belki erkeklerin de) kendi aileleri içindeki zaaflarını bilirseniz büyük bir avantaj elde etmiş olursunuz. Mehmet Rauf, Eylül’den sonra biraz kendini aşmış biridir. İlişkinin daha özel aşamalarının nasıl yaşanabileceğini yazmış denebilir. El altında bulunsun.

Eğer mutlaka bir Çek yazardan yararlanmak istiyorsanız – olur ya, Türk erkeklerinin çoğunluğunda olduğu gibi Doğu Bloku tutkusuna kapılmış olabilirsiniz – o lütfen Kafka olmasın.Milena’ya mektuplarına ne yazmış diye falan…. Allah saklasın.  Milan Kundera gibi bir üstad varken… Şaka’da edebiyat tarihinin belki de en başarılı bağlama sahnelerinden biri vardır. Varolmanın Dayanılmaz Hafifliği ve Ölümsüzlük de kitaplığınızda bulunsun. Unutmadan! Eğer, entelektüel bir kadına kaptırmışsanız çok ama çok büyük olasılıkla Kundera okumuştur… Böyle durumlar için kitaplığınızda mutlaka Proust bulunsun. Ama siz Proust’u bitirene kadar kız çoktan evlenip çoluğa çocuğa karışmış olabilir.

Dostoyevski de kadın ruhunun değişkenliği üstüne fena bir kaynak değildir; “o kız bana bakmaz” diyebileceğiniz hiç kimse olmadığını/olamayacağını kanıtlar. Gerçi Türkçe’de kısmet denen benzersiz bir sözcük vardır ve bu anlamda Dostoyevski’ye bedeldir. Tolstoy ya da Dostoyevski yerine aslında Turgenyev’den daha çok yararlanabilirsiniz; Babalar ve Oğullar’da, en azından toy kızları çekecek temel triplerin bir dökümünü çıkarmıştır.

İngiliz Edebiyatı’ndan örnekler vermiyorum, çünkü neredeyse tamamı bu mesele üstündedir. İngilizce öğrenmesi de kolaydır. Orijinalinden okumaya çalışın; özellikle kadın yazarları! Jane Austen vb. Dikkat ederseniz üniversitelerin İngiliz Dili ve Edebiyatı bölümleri genelde en güzel bölümdür. (Gidip şimdi kısa diye Hayvan Çiftliği, Sineklerin Tanrısı gibi kitapları okumaya kalkarsanız, ne diyeyim size? Hepiniz Lady Machbeth’e müstehaksınız.) Virginia Woolf’tan da korkmayın. Henry James okumayan zaten görücü usülüne yönelsin. Yalnız dikkat: İngilizler irili ufaklı bütün edebiyatçılarının bir çığır açtığını sanmaktadır. Siz İngilizce bir romanın ikinci sayfasına geçtiğinizde, bir İngiliz eleştirmen romanınız hakkındaki eleştirisinin ilk sayfasına başlamış demektir.

Bunun tam tersi olarak, Güney Amerika edebiyatının bizim kültürümüze pek uygulanabileceğini sanmıyorum; cesetlerin arasında oynaşmak, sevgilinin kanını içmek gibi tutkularınız yoksa…  Cortazar’ın “Lucas Diye Biri”si dışında pek bir şey yok gibi. Borges desen ermiş gibi adam…

Orhan Pamuk’un karakterleri genelde tutuk ve platoniktir; bence bu iyi bir şey değil, çünkü günün sonunda elinize hiçbir şey geçmemesi sizi sinirlendirebilir. Kar’da, Dostoyevski’nin Stavrogin’ini andıran Lacivert diye bir karakteri var. Bir de Demir Özlü öykülerinden fırlamışa benzeyen bir şair… Ben pek işe yarayacaklarını sanmıyorum, ama aksini düşünüyorsanız bir deneyin. Ha bir de Masumiyet Müzesi var değil mi? Kesinlikle yanlış değil söylediği şey: Çok zenginseniz mutlaka bir sevgili bulursunuz. Üstelik görünüş açısından tam istediğiniz gibi de olabilir.

Yerli kadın yazarların büyük bir çoğunluğundan sakınmanız gerekiyor: Mesela Elif Şafak, sizi bu anlamda bir labirente sokmaya kalkabilir, aman diyeyim. Latife Tekin oralı bile olmaz. Leyla Erbil okurken gözünüz korkabilir. Arkasından Tezer Özlü’yi okumak korkunuzu katlayabilir. Şaftınız kayar diğer bir deyişle… Füruzan’a çok kaptırırsanız hayatınızdaki bütün kadınlara ne kadar büyük kötülükler ettiğinizi düşünüp bunalıma girersiniz. Bunların etkisini ancak Jaroslav Hasek’in askerlik anılarını anlattığı meşhur romanı gibi kitaplar sıfırlayabilir. Durumun vehametini buradan anlamaya çalışın… Ama bazı kadın yazarlar size yardımcı olabilir. Başka hiçbir yerde bulamayacağınız bir öneri: Safiye Erol. Kadıköyü’nün Romanı. Ciğerdelen. Birinciyi okuyup bu ne biçim şey demeyin, arzuların ifadelerle aykırılığı çok eski ama geçerliliğini hep koruyan bir gerçektir.  Ciğerdelen’se aslında bir ilişkiyi yürütürken size rehber olacaktır; kadınlar sandığınızdan çok daha dayanıklıdır. Hatta kadınların dayanıklılığını anlatmak için şöyle bir örnek verebilirim: İki yıl önce, bir kadının plajda güneşlendiği sırada Tezer Özlü okuduğunu gördüm. Şimdi anladınız mı?

Yazıyı uzattığımın farkındayım ama edebiyat tarihi kadar eski bir konu bu; yeterince ustalaştıktan sonra Ovidius’un Dönüşümler’inden ya da Gargantua’dan ipuçları çıkarmaya başlayabilirsiniz. Son olarak, Italo Calvino’nun etkili roman tekniklerini sıraladığı Amerika Dersleri’ni de önermek istiyorum. Kitaptaki bölüm başlıkları bile anlamlıdır: Hafiflik, Hızlılık, Kesinlik, Görünürlük, Çokluk…

Son bir not da akıllı hanımlara: Bu maşist ve biraz haddi aşabilecek şaka için lütfen bana kızmayın. Şöyle düşüneceğinize eminim; silik bir platonizmle size bağlanan bir erkektense uğrunuzda ciltlerce kitap okuyan birisi yeğ değil midir?