“Güzel” Üstüne

Güzel, bireyin kendini arayışının ve kendi olamayıştan kaynaklanan mecburiyetlerinin romanı. En çok öğretmen Garip üzerinde hissedilse de bu varoluş sorunu, Efkan ve Ayça da aynı “kader”in yolcuları. Ne dersiniz?

Doğrusu, ben de Güzel’in böyle anlaşılmasını isterim. “Olamayış” anahtar kelime. “Olamayış” ya da “Olmamışlık” aslında her gün içinde kaldığımız bir durum, özellikle günümüzün hızında yaşantılar içinden geçip giderken çok az şeyi yakalayabiliyoruz, çok az şeye değebiliyoruz. Güzel, üç karakter üstüne kurulmuş, tekinsiz bir anlatı. İlk karakter, Garip, yani matematik öğretmeni, yenik, tutuk hatta kırık ama arzulu bir karakter. Zamanın içinde sabit noktada kalmaya çabalıyor, ama Ayça ile paranormal bağlantısı buna elvermiyor. Ergenlik çağındaki Efkân, hem zihnen hem de bedenen olmamışlığıyla mücadele ediyor. O da, sanki bir ipe asılarak geleceğin yaklaşmasını hızlandırmaya çalışıyor. Eyüp, bu cendereyi bildiği tek kurtuluş aracıyla, kırıp parçalayarak aşmaya uğraşıyor. Onun da gücü yetmiyor. Üç karakter de, Ayça’nın bedeninde ya da maddi varlığında kendileriyle yüzleşme arayışında.

Romanda düşsellik karakterlerin buluştuğu bir zemin. Ve hepsi, sonsuza açılan birer pencere gibi, yarım kalmış bir sonsuzluğun portresi, şimdi’ye olan güvensizliğin bir yansıması mıdır bu “öteki zaman” tutkusu yoksa an’a bir alternatif hayat mıdır?

Düşsellik de aslında Ayça’nın varlığı üstünde gerçekleşiyor. Garip rüyalarında kendini Ayça olarak görüyor, Eyüp Ayça’ya bakıp kalmayı arzuluyor, Efkan ise hesapsızca Ayça’nın peşinden bir maceraya sürükleniyor. Şimdi’ye olan güvensizlik bence bu üç karakterin durumuna tam oturuyor, çünkü her biri, kendi yaşantılarının ölçüsü içinde bir şimdiliğe hapsolmuş durumda. Matematik öğretmeni olan Garip, geçmişteki hayallerinden, yani yurtdışına çıkıp büyük bir matematikçi olma idealinden tamamıyla kopmuş, geleceğine ilişkin de bir şey bilmek istemiyor. Yani şimdi’den dışarı adım atmamaya çalışıyor. Efkân, şimdi’den sürekli tedirgin… Geçmişinde bir çocukluk var sadece, henüz bir yetişkin olmamış, ama öne doğru bir adım atmakta da kararsız. Eyüp, geçmişi düşünmenin yararsızlığına inanmış. Ama geleceğini kontrol edememenin korkusunu yaşıyor. Ayça hepsi için şimdi’ye saplanıp kalmanın bir olanağı.

Karakterlerle kurmaca arasındaki ilişki romanda insan-zaman-mekân kavramalarını bir’leştiriyor. Birbirinden bağımsız ve aslında kendilerine dahi dokunamayan bu karakterleri böyle bir zeminde “bir” kılmak nasıl bir tercihti?

Karakter ve kurmacanın birbirinden bağımsız düşünülemeyeceğine inanıyorum. Kurmacada olay örgüsü dediğimiz şey bir tür zamanı işleme uğraşıdır. Karakter ise bu örgünün içinde yerleşen ilişkiler ağından doğar. Aslında son cümleyi okuyup romanı bitirinceye kadar karakteri tam olarak anlamış sayamayız kendimizi. Bu bence, insanın acziyle, zamana karşı yaşadığı kaçınılmaz hüsranla iç içe bir meseledir. Romanlardaki karakterleri okurken ya da onları yazarken aslında kendi aczimizi kabul savaşı veriyoruz. Bu savaştan yenik çıkmak – ki kaçınılmazdır – değerimizi artırır. Birbirine hiç dokunmayacakmış gibi görünen karakterlerin bir araya gelişi de aslında kendimize hiç konduramadığımız bir kusurun, bir eksikliğin, bir zaafın sahibi olduğumuzun yüzümüze vurulması gibidir.

Yurtsuzluk… Garip’e ve belki de romana hakim ana duygu. Garip’in sayılara, Ayça’nın “macera”lara, Efkan ve Eyüp’ün “bilinmezlik”lere savruluşu, bir “şefkat evi”nde yaşama arzusu. Tüm bunları bir “aidiyet arzusu”nun yansıması veya aidiyetsizliğin sonucu olarak okuyabilir miyiz?

Karakterlerin aidiyet arayışı olduğunu söyleyemem; çünkü aslında hepsine aidiyet teklif edilmiş ama geri çevirmişler, ya da tam olarak “ait” olamamışlar gibi duruyorlar. Ama yurtsuzluk yanlış bir yakıştırma olmaz sanırım. Yurtsuzluk günümüz insanının yaşamıdır, başka seçeneği yok gibidir, yani öyle taksitle ev sahibi olmakla ya da banka hesabına sayıları stoklamakla giderilecek bir şey değildir yurtsuzluk. Bir yandan da, insanlar, ait olma umuduyla bağlandıkları şeyleri birer birer yitirdi. Bu da ister istemez, bize sunulan değerlere karşı bir güvensizlik doğuruyor.

Sosyal gerçeklik sizde hep bir zemin olarak yer aldı, alıyor. Güzel’e baktığımızda bize ne söyler bu sosyal gerçeklik, sanki 90’lı yılların sosyopolitik havası hâkim esere?

Sosyal gerçeklik açısından bakıldığında Güzel biraz daha geri çekilmiş bir romandır diyebilirim. Aranmayan Özellikler’de örneğin, iş dünyasının ilişkileri üstüne bir kurmaca denemesi vardı. 40 Hadis ise 90’ların muhafazakar çevrelerinin romanıydı. Güzel yine bir 90’lar romanı; ama ne tarihsel dönem, ne de başka bir sosyal gerçeklikle doğrudan bir temel bağlantısı bulunmuyor. Öte yandan Güzel’deki belli izlekler, kolaylıkla ülkemizin gerçekleriyle bağdaştırılabilir. Söz gelimi Garip’in öğretmen, Efkan ve Ayça’nın öğrenci olduğu özel kolej eğitim dünyamızla ilgili bir şeyler söylüyor. Eyüp’ün karakterinde ortaya çıkan değer yitimi ve suç dünyası okura hiç yabancı gelmeyecektir. Kısacası, Güzel’de bir miktar daha soyutlaştırılmış ama omurgasını gerçeklikten alan bir dünya var. Haliyle 90’ların sosyopolitik havasını bulmak mümkün.

Ayça yaşamayı, doğurganlığı, belki de umudu temsil ederken doğmamışlığı arzulayan çevresindeki üç erkek ondan çok uzakta ruhsal ve psikolojik bir dünyada yaşıyor. Kendini “birdenbire” dünya “cehennem”inde bulan bu erkekler sayıların denklemiyle kendi varlıklarına uygun bir soyutlanmaya sürüklenmiş sanki, ne dersiniz?

Güzel’de bir kadınlık anlatısı var. Ama bu erkeğin tahayyülündeki kadınlık. Dolayısıyla erkeğin var oluşuna değen bir tensel izlekle birleşiyor. Diğer bir deyişle – sıklıkla atlıyor olsak da – cinsiyet aslında var oluşun cevapsız bırakılmış bir sorusu olarak önümüzde duruyor. Cehennem dediğimiz yer aslında arzuyla ne kadar yakından ilişkili, bunu düşünmeliyiz. Öyle ya, hiçbir arzusu olmayanın bir cehennemi de olmaz. Öte yandan, arzusuzluk eğer mümkünse var olmanın anlamını da tersyüz eden bir şey… Başkasına duyulan arzu insanın cehennemi göze almasının altında yatan şey değil mi? Güzel, biraz da bunu tartışsın istedim.

Söyleşi: Yusuf Çopur

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir