Kategori: Edebiyat Eleştirileri

KENDİNİBİLMEZLİĞİN BİLİNCİ

Modern edebiyat yapıtlarının incelenmesinde züppelik kavramı, bovarizm, snobluk, dandizm, arzunun taklidi vb. gibi sapmalarıyla birlikte önemli bir yer tutuyor; hatta bu çeşitlilik içinde, kabaca züppelik deyip geçtiğimiz bir çok durumun da kılı kırk yararcasına ayrılabileceğini söylüyoruz. Hepsinden önce dikkat edilmesi gerekense, elbette züppelik kavramının modern sanat tartışmaları içinde yükselip çeşitlenmesi. Öte yandan, züppeliğin günümüzde anladığımız […]

Okumaya devam edin →

YAKIN EDEBİYAT TARİHİMİZİN DÖNÜŞÜMLERİ: OĞUZ ATAY VE İSMET ÖZEL ÖRNEKLERİ

Ey baba, kurtar beni, ey yeryüzü, varsa senin gibi Tanrılık gücü ırmakları da… Dönüştür beni, Kaldır güzelliğimi, kurtar beni. Bir gevşeme Başlamış elinde kolunda yavaştan, yakarınca, İncecik kabuklar örtmüş yumuşacık göğsünü, Saçları yaprağa dönüşmüş, kolları dallara. Birer kök olmuş çevik ayakları toprakta Sımsıkı, başı ağaç doruğu, alımlılığı kalmış bir, Seviyor Phoebus onu gene, sarmış sağ […]

Okumaya devam edin →

EDEBİYATA İLİŞKİN YEDİ YERLEŞİK YANLIŞ

1. Zaman en büyük eleştirmendir. Bu yargının ilk kiminle doğduğunu, eleştiri tarihinin hangi döneminde, nerede dile getirildiğini bilmiyorum. Ancak, zaman içinde nitelikli ya da sanat değeri yüksek yapıtların, tarihin derin suyunda yukarı çıkacağı, anlaşılacakları, büyüklüklerinin kavranacağı hem yaygın hem yanlış bir klişedir. Bu iddiaya göre yetenekli ellerden çıkmış hakiki bir sanat yapıtı, topluma sunulduğu çağda […]

Okumaya devam edin →

ÖYKÜMÜZDE KARŞI SESLER

Başkaldırı incelikle ele alınması gereken bir konudur; çünkü kişilerin benlik kurgusu, içine doğdukları ya da bırakıldıkları toplumun etkileri karşısında gelişmek zorundadır. Çatışma, her türlü verimin yapıcı ögesidir; hiçbir şey yıkıcı karşıtıyla sınanmadıkça öz gerçeğine kavuşmaz. Günümüzde, edebiyatta ya da yaşamda başkaldırının niteliğini tartışmayı zorlaştıran kültürel koşullar içindeyiz; sözgelimi, genç nüfusu hedef alan pazarlama endüstrisinin söylemini […]

Okumaya devam edin →

İHSAN OKTAY ANAR’IN ROMANLARINDA DİLİN KURGULANMASI

İhsan Oktay Anar’ın romanlarında, belirli bir tarihsel dönemin kurgulanması her şeyden önce, okurun imgelemine o dönemin ışığını düşürecek bir dilin yaratılması anlamına gelir. Diğer bir deyişle, roman dilinin kendisi tarihsel dekorun başlıca parçası olur. Yazar, Tarık Buğra ya da Kemal Tahir’den alışık olduğumuz biçimde, tarihin bir döneminin olgulardan yola çıkarak yeniden üretilmesini hedeflemez. Olgulardan ancak […]

Okumaya devam edin →

DİNLEYEN EDEBİYATA DOĞRU ÇEKİNGEN İLK ADIMLAR

Bakhtin’e göre şiirsel söylem romandan (ya da sanatsal düzyazıdan) kesin biçimde ayrı tutulmalıdır: Şiirsel türlerde, -yazarın tüm anlamsal ve anlatımsal meramının bütünlüğü olarak anlaşılan- sanatsal bilinç kendisini tümüyle kendi dilinin içerisinde gerçekleştirir; kendisini dolaysız ve dolayımsız olarak, koşulsuz ve mesafesizce kendi dilinde ifade eden böylesi bir bilinç yalnızca bu türlerde tümüyle içkindir. Şairin dili kendi […]

Okumaya devam edin →

METAFİZİK SÜRÇME

Metafizik kavramı yakın çağda sıklıkla yanlış kullanılmıştır. Kavramın popüler kullanımıyla felsefe tarihi ya da akademik gelenek içinde kazandığı çeşitliliği birbiriyle bağdaştırmak kolay değildir; oysa metafizik, “ilk ilkeleri” araştıran disiplin olarak bilindiği kadar bir parapsikoloji terimi olarak da  geçer. Bir felsefe öğrencisi için “düşünmenin düşünülmesi” olabilirken kavramın sadece spritüalist kullanımlarına rastgelmiş bir kimse için boş inanç […]

Okumaya devam edin →

CİDDİYE ALINMAMAK KORKUSU: OĞUZ ATAY ROMANLARINDA İRONİ

Ayrıca ben bir insansever değildim. Hiç belli etmemekle birlikte, birçok insanı sevmiyordum – sevmemek ne demek, nefret ediyordum.  Oğuz Atay (eylembilim, s.73) Oğuz Atay, bir soruyu yapıtlarının merkezine almaya çalışıyordu: “Ne yapmalı?” Bu kısa soru aslında köklü bir rahatsızlığın karşısında çözüm arayışını en keskin biçimde simgeler. Ancak “Ne yapmalı?” sorusunun arkasında temelleri belirlenmiş bir amaç […]

Okumaya devam edin →

BOŞLUĞUN ÖYKÜSÜ: MİNİMALİZM

Sanatta minimalizm çoğunlukla estetik amaçlı bir dışarıda bırakma olarak tanımlanır. Dışarıda bırakma, ayıklama, süzme, eleme bir bütünün bazı parçalarının (büyük olasılıkla gereksiz ya da fazlalık olarak görülenlerin) çıkarılmasından başka bir şey değildir. Estetik amaçlı dışarıda bırakma işlemiyese, işçilikle ilişkilendirdiğimiz olağan ayıklama pratiğinin ötesindedir. Minimalist yapıtlarda dışarıda bırakılan ögeler her zaman gereksiz değildir; dili azaltarak, içinde […]

Okumaya devam edin →