Kategori: Bir Yere Konamamış

PETER SELLERS VE RECEP İVEDİK YA DA OĞUZ ATAY VE ONUR ÜNLÜ

Yakın tarihi içinde defalarca çözülmelere uğramış, bağlandığı her değerin kısa süre içinde fos çıkmasına alışmış, en tepeden en tabana kadar kandırılmış bir toplumun isteyeceği son şey herhalde hesap vermektir. OĞUZ ATAY SİNEMADA “Bugün Blake Edwards’ın -başoyuncu Peter Sellers- ‘The Party’ adlı filmini gördüm.” Oğuz Atay, 26 Nisan 1970’de, filmi Londra’da, çok sevdiği Sevin’le birlikte izlemiştir. […]

Okumaya devam edin →

OPTİK FORMLARDAN SİSTEMLER YAPMAK

ÖSYM’nin optik formlarıyla 1988’de on bir yaşındayken tanıştım. İlkokulu bitirdikten sonra Anadolu Lisesi, Özel Lise ve Kolejler ve Parasız Yatılı için üç ayrı sınava giriliyordu. Formu doldurmak en az sınavın kendisi kadar stresliydi. İsmini yanlış yazmak, fotoğrafı yapıştırırken (evet Uhu’yla!) kaydırmak, adresini sığdıramamak bütün yılın emeğini çöpe atabilirdi. İki adet 2B kurşunkalem, kalemtıraş ve Pelikan […]

Okumaya devam edin →

UTANAMAMAK: Vüs’at O. Bener’in Büyüklüğü

Yaşam bir deha işi değil. Bir sürgün, köle düzeni. Vüs’at O. Bener’in Dönüşsüzlüğe Övgü öyküsünde geçen bu cümlesini Turgut Uyar’ın Binlerce Pazartesi şiirinden şu dizelerle anmak gerek: nasıl yaşanıyor bu vesayetli dünyada hangi çılgınlar nasıl dayanıyor buna Mutsuzluk, edebiyatımızda buzdan kalesini Vüs’at O. Bener’de kurmuştur. Bener, 1950’de New York Herald Tribune ile Yeni İstanbul gazetelerinin […]

Okumaya devam edin →

Soykütüğü

Yüzyıllık Yalnızlık yedi kuşağı kapsayan, “José Arcadio” adının defalarca tekrarlandığı bir soyağacıyla başlar. Kolombiya’nın taşrasında hayali Macondo kasabasını kuran Buendía ailesinin bir asırlık büyülü macerasını anlatır G. G. Marquez. Büyükbaba Buendia meraklı bir mucit ve simya meraklısıdır; altın balığı elde etmek için çabalar durur. Büyükanne Ursula, yaşlandıkça küçülecek küçülecek ve en sonunda torunlarının torunlarının kucağında […]

Okumaya devam edin →

Öykünün Boyu Posu

Galiba Orhan Veli’nin Yaprak dergisinin bir tıpkıbasımında, liselerde düzenlenen münazara yarışmalarının gerçek hayattan kopuk konular üstüne olduğuna ilişkin bir eleştiri okumuştum. Melih Cevdet miydi yazan? Öğrencileri, aslında savunmadıkları düşünceler için tartıştırmanın yanlışlığı vurgulanıyordu yazıda, ayrıca “Kadın dişçi olur mu?” gibi hayatın akışı içinde zaten çözülüp yanıtını bulmuş abes konular yeriliyordu. Tartışmaya giren bireyi hem entelektüel […]

Okumaya devam edin →

Samimiyet

Öykü ya da roman değerlendirmelerinde sıklıkla karşımıza çıkan ama yeterince tartışmadığımız bir terim var: Samimiyet. Kimi zaman anlatımdaki dil serbestliğini nitelemek için “samimi” deyip geçiliyor. Kimi zaman, örneğin yazarın tutumunu, hayata bakışını yücelten bir ifade olarak kullanılıyor. Kimi zaman, anlatılan şeyin inandırıcılığı “samimi” oluşuyla ölçülüyor. Samimiyet, kimsenin yadırgamadığı bir terim ama aslında doğru dürüst bir […]

Okumaya devam edin →

Titanik’te “Daha Güvenli Kamara” Diye Bir Şey Aslında Yoktur

Aranmayan Özellikler Üstüne Bir Söyleşi’den… ‘Aranmayan Özellikler’, şimdiye kadar bir çeşit kapitalizm eleştirisi olarak anlaşıldı ve bu yaklaşım yakın bir zamanda değişmeyecek gibi görünüyor. Bu konuda senin görüşün nedir? ‘Aranmayan Özellikler’ bir kapitalizm eleştisi olarak mı tasarlandı? Öncelikle şu yanılgıyı kaldırmak gerekiyor: Kapitalizm deyince tek bir ekonomik model ve bu modele bağlı insan ilişkilerini anlama […]

Okumaya devam edin →