Büyük Umutsuzluklar

Büyük Umutlar’ın girişini anımsar mısınız? En azından filmini izlemişsinizdir. Pip, yetim bir oğlan, mezarlıkta hapishaneden kaçmış karanlık bir mahkumla karşılaşır. Mahkum, bu yoksul çocuğu tehdit eder, kendisine yiyecek ve zincirlerinden kurtulmak için bir eğe bulmasını ister. Pip, ablası ve onun demirci-nalbant olan eşiyle birlikte kalmaktadır. Çok korktuğu için mahkumum isteğini yerine getirir. Evden yiyecek aşırır, eniştesinin atölyesinden de bir eğe alıp mezarlığa götürür. Birkaç gün sonra mahkum, başka bir mahkumla kavga ederken bataklıkta yakalanır, tutuklanıp yine hapishaneye gönderilir.

1946 Yapımı “Büyük Umutlar”

Yıllar sonra Pip, Londra’da “adını vermeyen bir yardımsever” sayesinde yoksulluktan kurtulmuş ve bir Beyefendi olma yolunda ilerlerken bu mahkumu aklına bile getirmeyecektir. Yardımseverin asil bir geçmişten geldiğine inanmıştır. Bir anda dönen talihini, servetini kötülükle ve karanlık işlerle kazanmış bir adamın vefasına borçlu olduğunu öğrendiğinde dünyası yıkılır.

DEĞER ÜRETEN BEYEFENDİLER

Geçtiğimiz gün, oturduğum kahvede bir şirketin bilgi-işlem ya da öyle bir departmanında çalıştığını sandığım iki kişinin konuşmasına kulak misafiri oldum. Biri, çalıştığı şirketin tahsis ettiği aracı almak için Avcılar’da filo şirketine gitmiş. Gözlerine inanamamış çünkü garajdan dakika başı lüks bir jip ya da fiyakalı bir otomobil teslim ediliyormuş.

“Tipleri görsen, saç sakal birbirine girmiş, gözler şiş… Eşofmanı çekmiş gelmiş. İki lafı bir araya getiremiyor.”

Muhatabı, sadece kıyafetine uyumlu olması için aynı modelden ayrı renklerde dört beş araç alan bir müşterisini anlatıyordu. “Herif” karanlık işlerle uğraşıyormuş.

Biz burada sabahlara kadar kafa patlatıp değer üretmeye çalışıyoruz, olaya bak!

KÖTÜLÜK BURSU

Charles Dickens, kapitalizmin suça dönük yüzünün ilk gözlemcilerinden biriydi. Pip’in romantik hikayesinin nereye varacağı – hele az çok Hollywood filmi izlemiş birisi için – bellidir. Mezarlıkta yüzünü seçemediği mahkum mutlaka Pip’in karşısına çıkacaktır.

Charles Dickens

Ama bu kurmacanın bildik sonunu kendi hayatında görmeye herkes kapalıdır. Bankacı, Bilgi-İşlemci, İK Uzmanı, Yönetici, Danışman, Mühendis… Yaşadıkları sıkıcı ama görünüşte güvenli o tatlı hayatı “değer yarattıkları” için kazandıklarını, hatta hak ettiklerinden azını elde ettiklerini düşünmeye ayarlıdır. Yaşadıkları sistemin karanlık işler tarafından fonlandığını fark etmez ya da umursamazlar.

Oysa bankaları döndüren ya da pahalı konutlara pazar yaratan sermaye bir noktada kara parayla büyümüştür. Sözgelimi hapis yatmayı hatta ölmeyi göze alarak kaçakçılığa bulaşanların yarattığı ekonomi kentlerin refahında büyük paya sahiptir. Suçların büyüklüğü dünyaya yayıldığı ölçüde artar: Petrol savaşları olmadan otomotiv endüstrisi yaşayamaz.

İNSAN NEYLE YAŞAR?

Dickens, endüstri devriminin insanda yarattığı yıkımı yakından gözlemlemişti. Ayaktakımı içinde doğan biri için sınıf atlamanın karanlık işlerden geçmeyen bir yolu yoktu.  1920’li yıllarda Brecht aynı şeyi gördü ve kapitalizmin özünde organize suç olduğunu söyledi. Üç Kuruşluk Opera’da geçen ünlü şiirinde İnsan Neyle Yaşar sorusunu yanıtlar: “Ezip hiç durmadan. / Soyup, dövüp, yiyip yutarak insanları. / Yaşayabilmek için hemen unutmalı, /İnsanlığı unutmalı insan. / Katı gerçek budur, kaçınılmaz. / Kötülük yapmadan yaşanamaz”

Üç Kuruşluk Opera – İnsan Neyle Yaşar?
(Wovon lebt der Mensch?)

Geriye ne kalıyor? Büyük Umutlar olarak sarılabileceğimiz ne kalıyor? Herhalde, Pip’in yaşadığı o “dehşete düşme” gücünden, kısaca insanca utançtan başka elimizde bir şey kalmıyor. Pip’i dehşete düşüren kendi suçlarının korkunçluğu değildi; asil, büyük, yüce sandığı talihinin altında yatan kokuşmuşluktu. Dava’nın son cümlesindeki gibi, belki de utancımız, bizden daha uzun yaşamalı.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir