100 Soruda Oğuz Atay (İnceleme)

Oğuz Atay, kısa yaşamına Tutunamayanlar, Tehlikeli Oyunlar, Korkuyu Beklerken, Bir Bilim Adamının Romanı ve Oyunlarla Yaşayanlar gibi Türkçe’nin en değerli yapıtlarının bir kısmını sığdırmayı başarmıştı. 100 Soruda Oğuz Atay ile, yıllar boyunca defalarca okuduğum Atay’ı, yazdıklarından yaşamöyküsüne, dünya görüşünden başka sanatçılar üstüne düşündüklerine kadar ele almayı istedim.

Romanlarında önsöz ya da giriş yazılarını alaya alırdı. “100 Soruda” türü yerleşik kalıpları da tiye aldığını örneğin Oyunlarla Yaşayanlar’da Coşkun ile Saffet’in “cemiyete faydalı kitapları neşredebilmek için ‘en mükemmel satan’ kitapları da basmaya mecbur” kalan hayali bir yayınevi için uydurdukları gülünç başlıklar içinde “Yüz Tanınmış Operadan Aryalar” ya da “Sevişmede On Temel Pozisyon” geçmesinden anlayabiliyoruz.

Tehlikeli Oyunlar Yazarını Okumanın Tehlikesi

Basmakalıp bir başlıktan kaçmadığım için eleştirebilirsiniz ama şu da var: Oğuz Atay’ın alaya almadığı bir şeyi bulmak çok zor. Bana göre, onu okumak, alaya alınmak, acı ve ağır biçimde alaya alınmaktan korkmamak hatta bundan keyif almayı bilmek, hiç değilse öğrenmektir.

Ot Dergisi’nden Kitaba

Elinizdeki kitap, Ot dergisinin Aralık 2017 tarihli 58. Sayısında çıkan “40. Ölüm Yıldönümüzde 40 Soruda Oğuz Atay” başlıklı yazımdan doğdu. Geçmişte de Oğuz Atay’ın yapıtları hakkında çeşitli edebiyat dergilerinde eleştirel deneme niteliğinde birkaç yazı yazmıştım. Eleştiri yazarken, okura bilgi vermek ikinci planda kalıyordu. Ot’a yazarken, aslında Atay’la ilgili bilinebilecek ama tartışmaya açılmamış ya da ötede beride kalmış pek çok şeyin bir araya toparlanabileceğini gördüm.

Tutunamayanlar’ın Büyüklüğü

Yanılmıyorsam Oğuz Atay, yaklaşık 35 yıldır uzun vadede en çok okunan yazarlarımızdan oldu. İlk okuduğum yıllarda Atay’ın sözünü ettiği kimi ayrıntılar – örneğin ilkokulda siyah önlük giyilmesi ya da okul binalarının renksizliği gibi – hala yaşıyordu. Zaman değişti ama yeni kuşakların Atay’a ilgisinin sadece arttığını gördük. Demek Atay, yaşadığı zamanın yüzeysel görüntülerinden öte altta yatan zihniyetin yakasına yapışmıştı. Genç bir yaşta dünyaya veda etmesine ve çok kısa bir yazı hayatı sürmesine karşın bize oldukça değerli ve hacimli yapıtlar bıraktı.

Oğuz Atay ve Modern Roman

Bu kitabı sadece bir “malumat” çizelgesi gibi tasarlamadım. Atay’la ilgili bilgi verirken – bilinmesi gereken başka şeyler de olabileceğini (örneğin postmodernizm/modernizm tartışması gibi) – düşünerek maddeleri geniş tutmaya çalıştım. Atay’la ilgili kimi yerleşik düşüncelerin dibini eştim. Dolayısıyla soruları da doğrudan ama tartışma açabilecek biçimde koymaya uğraştım. Atay’ın romanlarını okumamış olanlar için sosyal medya diliyle söyleyecek olursak bu kitap ‘spoiler’ içerir. Ama, Atay’ın pek çok romanını defalarca okumuş olduğumdan nedense bu bana önemli değilmiş gibi geliyor.

Bir roman yazarının, kendinden önce yaşamış büyük bir roman yazarı hakkında yazmasının getirebileceği pürüzler olabilir. Oğuz Atay’ı okurken, romanını nasıl geliştirdiği, yaşamından ya da başka yapıtlardan derlediği şeyleri kendi yazdıklarına nasıl dönüştürdüğünü anlamaya çalışırdım. Haliyle tekniği ve bir sanatçı olarak nasıl düşündüğü üstüne anlayabildiğimi de kısmen bu kitaba taşıdım.

Romanda Yaşanan Romanda Kalır

Oğuz Atay’ın romanlarıyla gerçek yaşamı arasında – zaman zaman işin magazinine kaçılsa da – bir bağ kurulabiliyor. Atay, yaşadıklarını sakınımsızca romanlaştırabilen yazarlardan. Dolayısıyla yaşamöyküsü de yer yer bu kitaba girmek zorundaydı. Yaşamöyküsünden kaçınılması gerektiğini düşünen yazarlardan değilim. Yine de yazılı kaynaklarda karşılaşmadığım ve ‘rivayet’ kabilindeki hiçbir şeye yer vermek istemedim.

Geçmişte Yazdıklarım

Geçmişte Oğuz Atay’la ilgili kaleme aldığım bazı yazılara ve notlara bu siteden erişebilirsiniz: