Yazar: Selçuk Orhan

“Güzel” Üstüne (Yusuf Çopur)

Güzel, bireyin kendini arayışının ve kendi olamayıştan kaynaklanan mecburiyetlerinin romanı. En çok öğretmen Garip üzerinde hissedilse de bu varoluş sorunu, Efkan ve Ayça da aynı “kader”in yolcuları. Ne dersiniz? Doğrusu, ben de Güzel’in böyle anlaşılmasını isterim. “Olamayış” anahtar kelime. “Olamayış” ya da “Olmamışlık” aslında her gün içinde kaldığımız bir durum, özellikle günümüzün hızında yaşantılar içinden […]

Okumaya devam edin →

Romanınızı Neyle Alırsınız?

Basit kurgularda okur olay örgüsünün nasıl sonuçlanacağını merak eder. Daha doğrusu merak duymaya teşvik edilir. Tipik polisiyeleri akla getirelim: Katilin kim olduğu ya da komployu kimlerin düzenlediği gibi tek yönlü soruların yanıtlarını ararız. Yerleşik kanıya göre çözüm beklenmedik olmalıdır; hatta okur ne denli şaşırırsa, polisiye kurmaca o ölçüde başarılı kabul edilir. Yazının devamı edebiyathaber.net sitesinden […]

Okumaya devam edin →

Titanik’te “Daha Güvenli Kamara” Diye Bir Şey Aslında Yoktur

Aranmayan Özellikler Üstüne Bir Söyleşi’den… ‘Aranmayan Özellikler’, şimdiye kadar bir çeşit kapitalizm eleştirisi olarak anlaşıldı ve bu yaklaşım yakın bir zamanda değişmeyecek gibi görünüyor. Bu konuda senin görüşün nedir? ‘Aranmayan Özellikler’ bir kapitalizm eleştisi olarak mı tasarlandı? Öncelikle şu yanılgıyı kaldırmak gerekiyor: Kapitalizm deyince tek bir ekonomik model ve bu modele bağlı insan ilişkilerini anlama […]

Okumaya devam edin →

Bir Ucube Doğurmak

Shakespeare trajedilerinden çok Frankenstein ruhu taşıyan Finten’den günümüze bir şeyler kalır mı? Bir bebek örneğin, kıyamet habercisi bir ucube? Bugün Suriye, Irak, Afganistan, Sudan, Nijerya hatta yer yer Pakistan’dan doğan bir ucube var. Ağ gibi çoğalan, bir yerde sönüp başka yerde alevlenen, biçimi belirsiz, bulaşıcı, habis ve acımasız bir ucube. İslam kıyafeti giyen, köle pazarları açan, gözünü kırpmadan silahsız insanları öldüren, tekbirle infilak eden zombiler…

Okumaya devam edin →

Savaş ve Barış’tan: Askerliğin En Çekici Yanı

Bir İncil kıssası ilk insanın, ilk günaha kadar mutluluk koşulunun, yapacak işi olmaması, aylaklık olduğunu söyler. Aylaklık sevgisi ilk günah işlendikten sonra da değişmedi ama lanet, sadece ekmeğimizi alnımızın teriyle çıkarmak zorunda olduğumuz için değil, manevi özelliklerimiz aylak kaldığımızda huzurlu olmamıza izin vermediği için, hâlâ insanlığın üzerinde. Gizli bir ses aylaklıktan suçluluk duymamız gerektiğini söyler. […]

Okumaya devam edin →

Bütün Savaşlar Tanınmak Uğruna Verilir*

İnsanları cepheye sürmek onlara yaşamayı sevdirmekten daha kolay. Belki de insan bir savaşa alet olmadan kendini dünyaya tanıtamayacağını düşünüyor. Belki savaştan kendine de bir şey düşer diye düşünüyor, mesela fethedilen toprakların arsası üstüne yapılacak sanıyor. Belki bir ara sokağa tabela, bir şehir hatları vapuruna isim olmak istiyor. Belki canlı bomba olup patladığında büyüyüp herkese hatta […]

Okumaya devam edin →

Soğukkanlılıkla

Serinkanlılıkla düşünmeyi becereceğimiz zamana kadar cinayetler askıda kalacak. Çünkü suçu bağışlamanın bir yolu da onu anlamaktan kaçmaktır. 15 Kasım 1959. Geceyarısına doğru Perry Smith ve Dick Hickock adında iki eski hükümlü Kansas’ta bir çiftlik evine arkakapıdan gizlice girer. Dick, hapishanede tanıştığı başka bir mahkumdan, çiftliğin sahibi Herbert Clutter’ın kasasında en az 10.000 dolar bulunduğunu öğrenmiştir. […]

Okumaya devam edin →

Güzel Üstüne İsmail Pelit’le Bir Konuşma

İsmail Pelit, günümüz yazarları arasında kendi edebiyat dünyasını yaratabilmiş az sayıda isimden biri. “şeytanın sevdiği ayetler” ya da “köpekler ve allah” gibi kitaplarıyla varlık alanını edebiyatta araştırmaya yönelen aykırı bir yazar. Pratik nedenlerle çok sık görüşemesek de güçlü bir dostluğumuz bulunuyor. Güzel’i okuduktan sonra benimle bir söyleşi hazırlamak istediğini söyledi. Heyecanlandım çünkü İsmail, metni didik […]

Okumaya devam edin →